Küresel riskleri fırsata dönüştürecek 4 adım
Küresel riskleri fırsata dönüştürecek 4 adım
Küresel riskler üretim ve tedarik zincirlerinde yeni bir yapılanmayı zorunlu kılıyor. Türkiye için üretim, lojistik, finans ve ihracat ekseninde önemli bir fırsat penceresi açıyor. Ancak bu avantajın kalıcı kazanıma dönüşmesi için KOBİ’lerin yüksek teknolojiye geçişi hızlandırması, dijitalleşme ve Ar-Ge yatırımlarını artırması, yeşil dönüşüme uyum sağlaması ve ihracat odaklı üretimi güçlendirmesi gerekiyor.
ABD ile Çin arasındaki ticaret gerilimi, Avrupa’nın enerji güvenliği endişeleri ve Hürmüz Boğazı’nda yaşanan krizler, ülkelerin üretim ve tedarik zinciri stratejilerini yeniden şekillendirmeye zorluyor. Dünyanın üretim haritası yeniden çizilirken Türkiye, bu dönüşümde öne çıkan ülkeler arasında yer alıyor. Avrupa, Körfez, Asya ve Afrika pazarına birkaç gün içinde erişim imkanı sunan Türkiye, stratejik konumunun yanı sıra güçlü üretim altyapısı, nitelikli ve genç iş gücü ve köklü sanayi tecrübesiyle rakiplerinden ayrışıyor.ENERJİ ARZI EN BÜYÜK KIRILGANLIKAvrupa’nın doğalgaz arzında yaşadığı sıkıntılar ve Asya’da yükselen enerji maliyetleri üretim planlarını zorlaştırırken, Türkiye enerji kaynaklarını çeşitlendirme konusunda önemli adımlar attı. Yenilenebilir enerji yatırımları, gelişmiş doğalgaz altyapısı, LNG terminalleri ve devreye alınan nükleer enerji projeleri, sanayi üretiminin kesintisiz sürdürülmesine katkı sağlıyor. Bu tablo, üretimde öngörülebilirlik arayan uluslararası yatırımcılar açısından Türkiye’yi daha cazip bir merkez haline getiriyor. Otomotivden makinaya, gıdadan kimyaya, beyaz eşyadan savunma sanayine kadar uzanan köklü üretim ekosistemi, yatırımcılar açısından önemli bir güven unsuru oluşturuyor.İVME REFORMLARLA ARTAcAKTürkiye, değişen dünya düzenine göre ekonomik ve altyapıda reformlar gerçekleştiriyor. Bu kapsamda transit ticaret ve yurt dışında gerçekleşen mal alım-satım aracılık faaliyetlerinden elde edilen kazançlarda vergi indirimi oranı yüzde 50’den yüzde 100’e çıkarıldı. Böylece bu kazançlardan kurumlar vergisi alınmayacak. İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren şirketlerin transit ticaret gelirleri tamamen vergiden muaf tutulacak. Körfez Bölgesi’ndeki yatırımcıların buraya gelmesi için önemli bir hamle olduğunu belirten İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Hepşen, Türkiye’nin stratejik coğrafi konumu, genç ve dinamik iş gücü ile yıllar içinde oluşturduğu güçlü sanayi altyapısının yatırımcılar açısından önemli bir avantaj sağladığını vurguladı. Prof. Dr. Hepşen, şirketlerin üretim merkezlerini yeniden şekillendirdiği mevcut dönemde Türkiye’nin birçok rakip ülkeye göre daha avantajlı bir konumda bulunduğunu söyledi.KOBİ’LER İÇİN YOL HARİTASIProf. Dr. Ali Hepşen, küresel krizlerin ardından oluşan yeni ekonomik düzende KOBİ’lerin geleneksel üretim anlayışının ötesine geçmesi gerektiğini belirterek, yüksek katma değerli ve teknoloji odaklı üretimin artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini ifade etti. Prof. Dr. Hepşen, “Dünyada üretim ve tedarik zincirleri yeniden şekillenirken KOBİ’lerimizin bu dönüşümün dışında kalma lüksü yok. Özellikle savunma sanayi, yazılım, yapay zeka, elektronik, ileri malzeme teknolojileri ve dijital üretim alanlarına yönelen işletmeler rekabette öne çıkacak. Son dönemde açıklanan teşviklerin önemli bir bölümü de yüksek teknoloji yatırımlarını desteklemeye yönelik hazırlandı” dedi.KAPASİTENİN YANINDA TEKNOLOJİK DÖNÜŞÜMKOBİ’lerin sadece üretim kapasitesini artırmaya değil, teknolojik dönüşüme yatırım yapmaya odaklanması gerektiğini vurgulayan Hepşen, şöyle konuştu: “Yeni dönemde düşük maliyetle üretmek tek başına yeterli olmayacak. Verimliliği artıran, dijitalleşen, Ar-Ge ve inovasyonu hedefleyen şirketler küresel değer zincirlerinde daha güçlü yer bulacak. KOBİ’lerin üniversite-sanayi işbirliklerini artırmaları, ihracata yönelik üretim yapmaları ve teknolojik yatırımlardan yararlanmaları gerekiyor. Türkiye’nin önüne çıkan fırsat penceresini kalıcı bir büyüme hikayesine dönüştürmenin yolu yüksek teknolojiye dayalı üretimden geçiyor.”STRATEJİK KONUM AvANTAJI ELİMZİDEHepşen, Türkiye’nin stratejik konum avantajını ise şöyle değerlendirdi: “Küresel ekonomide tedarik zincirleri artık yalnızca maliyet avantajı üzerinden değil güvenlik, süreklilik, yakınlık ve esneklik kriterleri üzerinden yeniden tasarlanıyor. Türkiye, Avrupa, Asya, Orta Doğu ve Afrika pazarlarının kesişim noktasında yer alan stratejik konumuyla ‘yakın tedarik’ ve ‘bölgesel üretim üssü’ arayışında öne çıkan ülkelerden biri konumunda bulunuyor. Genç ve dinamik iş gücü, gelişmiş sanayi altyapısı, güçlü lojistik ağı ve üretimdeki esnek kapasitesi Türkiye’yi küresel şirketler açısından önemli bir alternatif haline getiriyor. Özellikle Avrupa pazarına yakınlık, teslim sürelerinin kısalması ve stok maliyetlerinin azaltılması bakımından önemli bir rekabet avantajı sunuyor. Ancak bu fırsatın kalıcı kazanıma dönüşebilmesi için yüksek katma değerli üretim, dijitalleşme, yeşil dönüşüm ve Ar-Ge yatırımlarının hızlandırılması gerekiyor.”Danimarka’nın, Malezya’nın savunma sanayi siparişinin iptal etmesini örnek veren Hepşen, “Savunma sanayi alanındaki üretim gücüyle böyle siparişleri rahatlıkla çıkarabiliriz. Türkiye savunma sanayindeki fırsat penceresini iyi değerlendirdi. Her sektöre krizlerle birlikte fırsatlar beraberinde geliyor. Bunların temelinde üretimlerini teknolojiyle buluşturmaları geliyor” dedi.İŞLETMELERE MİKRO PLANİstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Hepşen, Türkiye’nin krizlere fırsata çevirmek için özellikle dört alana odaklanması gerektiğini belirtti.Finansal yatırımlara yoğunlaşılmalı: Türkiye’nin güçlü bankacılık altyapısı ve gelişmiş finansal sistemi, küresel belirsizlik dönemlerinde yatırımcı açısından önemli bir güven unsuru. İstanbul Finans Merkezi ve İslami finansta ön plana çıkmalıyız.Yakın pazar avantajı: Şirketlerin uzak coğrafyalardaki tedarik risklerini azaltma eğilimi, Türkiye’yi Avrupa pazarına hızlı erişim sağlayan önemli bir üretim ve dağıtım merkezi konumuna taşıyor. Öte yandan Türkiye sadece Avrupa’ya değil, Körfez’e ve Afrika’ya da pazar olarak yakın.Lojistik ve entegre ağlar: Türkiye yaptığı havalimanları ve tren yollarıyla ulaşımını da çeşitlendirdi. Türkiye’deki gelişmiş yollar ve ulaşım güzergahları ticaretin atan kalbi olacak. Bölgesinde yaptığı anlaşmalar ve yenileme çalışmalarıyla Bulgaristan, Suudi Arabistan, Azerbaycan, Suriye ile gümrük modernizasyonu ve çeşitli ulaşım anlaşmaları imzalandı. Buradaki avantajı ticaret anlaşmalarla taçlandırmak gerekiyor.Yeşil dönüşüm ve dijitalleşme fırsatı: Küresel ticaretin karbon düzenlemeleri ve dijital dönüşüm ekseninde yeniden şekillendiği süreçte Türkiye’nin yeşil enerji ve teknoloji yatırımlarını artırması, uluslararası rekabet gücünü önemli ölçüde yükseltebilir.KALİTELİ VE HIZLI ÜRETİM MERKEZİ OLMALIYIZ Krizlerin beraberinde yeni fırsatlar doğurduğunu belirten Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Karataş, “Tedarik zincirlerinde artık sadece ucuz üretim değil, güvenilir ve hızlı erişilebilir üretim de önemli hale geldi. Türkiye burada doğal bir avantaja sahip. Avrupa’ya yakınlık, gelişmiş sanayi altyapısı, lojistik kabiliyeti ve genç iş gücü bu dönemde ciddi bir fırsat yaratıyor. Ama fırsat kendiliğinden kalıcı avantaja dönüşmüyor. Üretimde teknoloji kullanımını artırmak, ara malı bağımlılığını azaltmak, liman, demiryolu ve lojistik merkezleri daha verimli hale getirmek gerekiyor. Türkiye eğer sadece ‘yakın üretim üssü’ olarak değil, kaliteli, hızlı ve esnek üretim merkezi olarak konumlanırsa bu kriz döneminden güçlenerek çıkabilir” dedi.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.