Arz yönlü politikalar güçlenecek: Enflasyonla mücadelede yeni faz

Ekonomi 22.05.2026 - 09:07, Güncelleme: 22.05.2026 - 09:07 120 kez okundu.
 

Arz yönlü politikalar güçlenecek: Enflasyonla mücadelede yeni faz

Enflasyonla mücadelede uygulanan talep daraltıcı politikaların, Rusya-Ukrayna Savaşı, Kahramanmaraş merkezli deprem felaketi ve Hürmüz Boğazı krizi gibi küresel ve bölgesel şokların oluşturduğu maliyet baskılarına rağmen belirli ölçüde sonuç verdiği görülürken, raporlar ve enflasyon verileri maliyet kaynaklı risklerin öne çıktığını gösterdi.
Türkiye’de enflasyonla mücadelede son iki yılda ağırlıklı olarak talebi dengeleyen sıkı para politikası öne çıktı. Bu süreçte tüketim eğilimini sınırlayan, kredi büyümesini kontrol altına alan ve fiyatlama davranışlarını normalleştirmeyi amaçlayan adımlar enflasyonda kademeli düşüş sağladı. TÜİK verilerine göre yıllık enflasyon, 2024 Mayıs ayında yüzde 75.45 ile zirve seviyelerden birini gördükten sonra 2026 Nisan ayında yüzde 32.37’ye geriledi.YENİ DÖNEMİN ŞİFRESİ: ARZI ARTIRMAKAncak nisan ayı verileri, enflasyonla mücadelede talep yönlü tedbirlerin yanında enerji, gıda, kira ve üretim maliyetleri gibi arz kaynaklı alanlarda kalıcı çözümlerin önem kazandığını gösterdi. Ekonomi yönetiminin önümüzdeki dönemde sıkı para politikasını korurken, üretim kapasitesini artıracak ve maliyet baskılarını azaltacak yapısal adımlara ağırlık vermesi bekleniyor.PARA POLİTİKASI SONUÇ VERDİ AMA...Enflasyonla mücadele programında bugüne kadar talebi dengeleyen para politikası temel araçlardan biri oldu. Kredi koşullarındaki sıkılaşma, iç talebin daha dengeli seyretmesi ve beklentilerin yönetilmesi, fiyat artış hızının gerilemesine katkı sağladı.Buna karşın küresel ölçekte yaşanan gelişmeler, dezenflasyon sürecini zaman zaman zorlaştırdı. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın enerji ve emtia fiyatları üzerindeki etkileri, 6 Şubat depremlerinin oluşturduğu yeniden inşa ihtiyacı ve Hürmüz Boğazı merkezli jeopolitik riskler, maliyet kanalı üzerinden enflasyon görünümünde baskı oluşturdu.Nisan ayı enflasyon verilerinde özellikle enerji, gıda, ulaştırma ve konut kalemlerindeki artışlar dikkat çekti. Konut ve enerji grubundaki aylık yükseliş, maliyetlerin tüketici fiyatları üzerindeki etkisinin sürdüğünü gösterdi.Merkez Bankası’nın 2026 yılı ikinci Enflasyon Raporu’nda da jeopolitik gelişmelerin belirsizlik ve arz şokları kanalıyla enflasyonist baskıları artırdığı belirtildi.KALICI ÇÖZÜM İÇİNEkonomistlere göre enflasyonla mücadelede bundan sonraki aşamada sıkı para politikasının yanında arz yönlü politikalar daha belirleyici olacak. Özellikle gıda, konut ve enerji gibi kronik fiyat artışlarının yaşandığı sektörlerde üretimi artıran, verimliliği yükselten ve arz güvenliğini güçlendiren adımların önemi artıyor.Gıda tarafında tarımsal üretimin planlanması, lojistik maliyetlerinin azaltılması, soğuk zincir altyapısının güçlendirilmesi ve verimliliği artıracak yatırımlar öne çıkıyor.Enerjide ise yerli ve yenilenebilir kaynakların payının artırılması, enerji verimliliği yatırımları ve arz güvenliğini güçlendirecek altyapı projeleri, maliyet baskılarını sınırlayabilecek alanlar olarak değerlendiriliyor.SOSYAL KONUTLARKonut piyasasında arzı artırmaya dönük adımlar, enflasyonla mücadelede tamamlayıcı politika başlıklarından biri olacak. ‘Yüzyılın Konut Projesi’ kapsamında 81 ilde 500 bin sosyal konut inşa edilmesi planlanıyor. Proje ile konut arzının güçlendirilmesi ve kira piyasasında dengelenmenin desteklenmesi hedefleniyor. Konut arzını artıracak 500 bin sosyal konut hamlesinin yanında, TOKİ’nin kiralık sosyal konut uygulaması da kira enflasyonunu dizginlemeye dönük önemli adımlardan biri olarak öne çıkıyor. Bu adımların önümüzdeki dönemde artırılmasıyla konut piyasasında arz-talep dengesinin güçlenmesi bekleniyor.FİYATLAMA DAVRANIŞI ÜRETİCİ MALİYETİNİN ÜSTÜNDE Dr. Elif Kaya-Aydın Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi: Enflasyon yalnızca talep yönetimiyle açıklanamaz. Üretim maliyetlerinin fiyatlara yansıması, maliyet kanallarının yapısı ve arz yönlü politikaların etkinliği, dezenflasyon sürecinin kalıcılığı açısından belirleyici. TÜİK verileri, Nisan 2026 itibarıyla Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi’nin (ÜFE) yıllık yüzde 28.59 arttığını gösteriyor. Aynı dönemde TÜFE artışı yüzde 37.86 oldu. Bu fark, hizmetler sektöründeki fiyatlama davranışının (özellikle kira ve eğitim kalemlerindeki katılığın) üretici maliyetlerinin ötesinde bir enflasyonist baskı oluşturduğunu gösteriyor. Türkiye’nin üretim yapısına bakıldığında, işletmeler üzerindeki maliyet baskısı birkaç temel alanda yoğunlaşıyor. Özellikle enerji, işgücü, finansman ve ithal girdiye dayalı üretim yapısı, maliyet enflasyonunu besleyen ana unsurlar. Bu nedenle enerji, lojistik ve gıdada enflasyonu düşürecek kalıcı adımlar atılmalı. Yerli üretimin artırılması, yalnızca sanayi politikası değil, enflasyonla mücadele ve dış kırılganlıkların azaltılması açısından da stratejik bir önemde. Bu süreç temel olarak iki kanal üzerinden ekonomiyi etkiliyor, arz kapasitesinin güçlenmesi ve ithalat bağımlılığının azaltılması. Sonuç olarak yerli üretim artışı, enflasyonla mücadeleyi destekleyecek bir unsur olabilmesi için ihracata yönelik ve rekabetçi bir ortamda gelişmeli.TEK FORVETLİ OYUN RİSKLİ Doç. Dr. Caner Özdurak-Nişantaşı Üniversitesi Ekonomi-Finans Bölüm Başkanı: Enflasyonla mücadelede, sadece faiz artırımı veya indirimi gibi para politikası araçlarının tek başına yeterli olmadığını, hatta bu tek forvetli oyunun ciddi riskler barındırdığını görmek gerekir. Dışsal şokların arzda yarattığı maliyet baskısı, tek başına para politikasıyla çözülemez.Bu konjonktürde üretimi ve ticareti aksatmadan alınabilecek arz yönlü ve yapısal önlemlerin başında kaynak tahsisinde etkinlik ve kamu müdahalesi geliyor. Kamu, piyasanın kendi haline bırakılmasıyla oluşan yapışkan enflasyonu engellemek adına fiyat seviyelerini koruyucu tampon mekanizmalar oluşturmalı. Düşük katma değerli hizmet sektörüne olan bağımlılık ve bu sektördeki kontrolsüz fiyat artışları enflasyondaki katılığı daha da besliyor. Sadece kamuda tasarrufa gitmek yetmez; bütçenin arzı destekleyecek ve maliyetleri sübvanse edecek verimli alanlara, özellikle de sanayi girdile- rine aktarılması elzemdir.Arz tarafındaki bu güçlenme, piyasadaki mal bolluğunu artırarak talep baskısını doğal bir şekilde dengeleyecek. Aynı yapısal dönüşüm, tarımsal arz ve planlı üretim için de hayati önem taşıyor. Tarımsal üretimde mevsimsellik ve mazot, gübre gibi girdi maliyetleri fiyatlara bir kez bindiğinde, sonradan bu maliyetler düşse bile yapısal aksaklıklar nedeniyle nihai fiyatlar aşağı inemiyor. Gıda ve konutun yıllık enflasyona toplam katkısı 15 puanı buldu.Bolluk içinde yokluk anlamına gelen King Paradoksu’nu yaşamamak için maliyetlerin henüz üretim aşamasındayken sübvanse edildiği planlı bir model kurulmalı. Ayrıca tarlada ve fabrikada üretimi sırtlayacak, eğitimli ve teknik becerisi yüksek nitelikli işgücü piyasası da hızla regüle edilmeli.TEMEL MESELE ÜRETİM KAPASİTESİNİ FİNANSE ETMEK Dr. Tuğrul Arık-İstanbul Ticaret Üniversitesi İşletme Fakültesi, İktisat Bölümü: Küresel enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, Kızıldeniz hattındaki güvenlik riskleri, İran-İsrail gerilimi ve küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalar üretim maliyetlerini doğrudan etkiledi. Özellikle deniz taşımacılığında sigorta primlerinin yükselmesi, navlun sürelerinin uzaması sanayi üretiminde maliyet baskısı oluşturuyor.Bu noktada Türkiye’nin jeostratejik konumu aynı zamanda önemli bir avantaj da sunuyor. Ticaret Bakanlığı’nın ihracat pazarlarını çeşitlendirecek politikaları ve Orta Koridor projeleri orta vadede ticaret maliyetlerini azaltabilir.Temel mesele tüketim talebinden ziyade üretim kapasitesini finanse etmek olarak görüldüğünde, enerji, lojistik ve hammadde maliyetlerinin azaltılması da kritik önemde. Sanayicinin öngörülebilir enerji maliyetleriyle üretim yapabilmesi, yerli enerji yatırımlarının artırılması ve ulaştırma altyapısının güçlendirilmesi arz yönlü enflasyon baskısını hafifletebilir.Bunun yanında döviz kuru politikası da üretim ve ihracat açısından dikkatle izlenmeli. Son dönemde üretim maliyetleri ile döviz kuru arasındaki makasın açılması, bazı sektörlerde ihracat kârlılığı üzerinde baskı oluşturuyor. Bu nedenle fiyat istikrarı hedefi korunurken, üretim ve ihracat kapasitesini destekleyen dengeli bir kur politikası da gözetilmeli.Bir diğer önemli başlık verimlilik artışı. Dijitalleşme, otomasyon, mesleki eğitim ve nitelikli işgücü yatırımları kısa vadede maliyet gibi görünse de orta vadede birim üretim maliyetlerini düşürerek enflasyonla mücadeleye katkı sunacaktır.Tarımda ise planlı üretim ve tedarik zinciri yönetimi önemli. Depolama, soğuk zincir ve kooperatifleşme altyapısının güçlendirilmesi, gıda enflasyonunun kontrolünde önemli.
Enflasyonla mücadelede uygulanan talep daraltıcı politikaların, Rusya-Ukrayna Savaşı, Kahramanmaraş merkezli deprem felaketi ve Hürmüz Boğazı krizi gibi küresel ve bölgesel şokların oluşturduğu maliyet baskılarına rağmen belirli ölçüde sonuç verdiği görülürken, raporlar ve enflasyon verileri maliyet kaynaklı risklerin öne çıktığını gösterdi.

Türkiye’de enflasyonla mücadelede son iki yılda ağırlıklı olarak talebi dengeleyen sıkı para politikası öne çıktı. Bu süreçte tüketim eğilimini sınırlayan, kredi büyümesini kontrol altına alan ve fiyatlama davranışlarını normalleştirmeyi amaçlayan adımlar enflasyonda kademeli düşüş sağladı. TÜİK verilerine göre yıllık enflasyon, 2024 Mayıs ayında yüzde 75.45 ile zirve seviyelerden birini gördükten sonra 2026 Nisan ayında yüzde 32.37’ye geriledi.YENİ DÖNEMİN ŞİFRESİ: ARZI ARTIRMAKAncak nisan ayı verileri, enflasyonla mücadelede talep yönlü tedbirlerin yanında enerji, gıda, kira ve üretim maliyetleri gibi arz kaynaklı alanlarda kalıcı çözümlerin önem kazandığını gösterdi. Ekonomi yönetiminin önümüzdeki dönemde sıkı para politikasını korurken, üretim kapasitesini artıracak ve maliyet baskılarını azaltacak yapısal adımlara ağırlık vermesi bekleniyor.PARA POLİTİKASI SONUÇ VERDİ AMA...Enflasyonla mücadele programında bugüne kadar talebi dengeleyen para politikası temel araçlardan biri oldu. Kredi koşullarındaki sıkılaşma, iç talebin daha dengeli seyretmesi ve beklentilerin yönetilmesi, fiyat artış hızının gerilemesine katkı sağladı.Buna karşın küresel ölçekte yaşanan gelişmeler, dezenflasyon sürecini zaman zaman zorlaştırdı. Rusya-Ukrayna Savaşı’nın enerji ve emtia fiyatları üzerindeki etkileri, 6 Şubat depremlerinin oluşturduğu yeniden inşa ihtiyacı ve Hürmüz Boğazı merkezli jeopolitik riskler, maliyet kanalı üzerinden enflasyon görünümünde baskı oluşturdu.Nisan ayı enflasyon verilerinde özellikle enerji, gıda, ulaştırma ve konut kalemlerindeki artışlar dikkat çekti. Konut ve enerji grubundaki aylık yükseliş, maliyetlerin tüketici fiyatları üzerindeki etkisinin sürdüğünü gösterdi.Merkez Bankası’nın 2026 yılı ikinci Enflasyon Raporu’nda da jeopolitik gelişmelerin belirsizlik ve arz şokları kanalıyla enflasyonist baskıları artırdığı belirtildi.KALICI ÇÖZÜM İÇİNEkonomistlere göre enflasyonla mücadelede bundan sonraki aşamada sıkı para politikasının yanında arz yönlü politikalar daha belirleyici olacak. Özellikle gıda, konut ve enerji gibi kronik fiyat artışlarının yaşandığı sektörlerde üretimi artıran, verimliliği yükselten ve arz güvenliğini güçlendiren adımların önemi artıyor.Gıda tarafında tarımsal üretimin planlanması, lojistik maliyetlerinin azaltılması, soğuk zincir altyapısının güçlendirilmesi ve verimliliği artıracak yatırımlar öne çıkıyor.Enerjide ise yerli ve yenilenebilir kaynakların payının artırılması, enerji verimliliği yatırımları ve arz güvenliğini güçlendirecek altyapı projeleri, maliyet baskılarını sınırlayabilecek alanlar olarak değerlendiriliyor.SOSYAL KONUTLARKonut piyasasında arzı artırmaya dönük adımlar, enflasyonla mücadelede tamamlayıcı politika başlıklarından biri olacak. ‘Yüzyılın Konut Projesi’ kapsamında 81 ilde 500 bin sosyal konut inşa edilmesi planlanıyor. Proje ile konut arzının güçlendirilmesi ve kira piyasasında dengelenmenin desteklenmesi hedefleniyor. Konut arzını artıracak 500 bin sosyal konut hamlesinin yanında, TOKİ’nin kiralık sosyal konut uygulaması da kira enflasyonunu dizginlemeye dönük önemli adımlardan biri olarak öne çıkıyor. Bu adımların önümüzdeki dönemde artırılmasıyla konut piyasasında arz-talep dengesinin güçlenmesi bekleniyor.FİYATLAMA DAVRANIŞI ÜRETİCİ MALİYETİNİN ÜSTÜNDE Dr. Elif Kaya-Aydın Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi: Enflasyon yalnızca talep yönetimiyle açıklanamaz. Üretim maliyetlerinin fiyatlara yansıması, maliyet kanallarının yapısı ve arz yönlü politikaların etkinliği, dezenflasyon sürecinin kalıcılığı açısından belirleyici. TÜİK verileri, Nisan 2026 itibarıyla Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi’nin (ÜFE) yıllık yüzde 28.59 arttığını gösteriyor. Aynı dönemde TÜFE artışı yüzde 37.86 oldu. Bu fark, hizmetler sektöründeki fiyatlama davranışının (özellikle kira ve eğitim kalemlerindeki katılığın) üretici maliyetlerinin ötesinde bir enflasyonist baskı oluşturduğunu gösteriyor. Türkiye’nin üretim yapısına bakıldığında, işletmeler üzerindeki maliyet baskısı birkaç temel alanda yoğunlaşıyor. Özellikle enerji, işgücü, finansman ve ithal girdiye dayalı üretim yapısı, maliyet enflasyonunu besleyen ana unsurlar. Bu nedenle enerji, lojistik ve gıdada enflasyonu düşürecek kalıcı adımlar atılmalı. Yerli üretimin artırılması, yalnızca sanayi politikası değil, enflasyonla mücadele ve dış kırılganlıkların azaltılması açısından da stratejik bir önemde. Bu süreç temel olarak iki kanal üzerinden ekonomiyi etkiliyor, arz kapasitesinin güçlenmesi ve ithalat bağımlılığının azaltılması. Sonuç olarak yerli üretim artışı, enflasyonla mücadeleyi destekleyecek bir unsur olabilmesi için ihracata yönelik ve rekabetçi bir ortamda gelişmeli.TEK FORVETLİ OYUN RİSKLİ Doç. Dr. Caner Özdurak-Nişantaşı Üniversitesi Ekonomi-Finans Bölüm Başkanı: Enflasyonla mücadelede, sadece faiz artırımı veya indirimi gibi para politikası araçlarının tek başına yeterli olmadığını, hatta bu tek forvetli oyunun ciddi riskler barındırdığını görmek gerekir. Dışsal şokların arzda yarattığı maliyet baskısı, tek başına para politikasıyla çözülemez.Bu konjonktürde üretimi ve ticareti aksatmadan alınabilecek arz yönlü ve yapısal önlemlerin başında kaynak tahsisinde etkinlik ve kamu müdahalesi geliyor. Kamu, piyasanın kendi haline bırakılmasıyla oluşan yapışkan enflasyonu engellemek adına fiyat seviyelerini koruyucu tampon mekanizmalar oluşturmalı. Düşük katma değerli hizmet sektörüne olan bağımlılık ve bu sektördeki kontrolsüz fiyat artışları enflasyondaki katılığı daha da besliyor. Sadece kamuda tasarrufa gitmek yetmez; bütçenin arzı destekleyecek ve maliyetleri sübvanse edecek verimli alanlara, özellikle de sanayi girdile- rine aktarılması elzemdir.Arz tarafındaki bu güçlenme, piyasadaki mal bolluğunu artırarak talep baskısını doğal bir şekilde dengeleyecek. Aynı yapısal dönüşüm, tarımsal arz ve planlı üretim için de hayati önem taşıyor. Tarımsal üretimde mevsimsellik ve mazot, gübre gibi girdi maliyetleri fiyatlara bir kez bindiğinde, sonradan bu maliyetler düşse bile yapısal aksaklıklar nedeniyle nihai fiyatlar aşağı inemiyor. Gıda ve konutun yıllık enflasyona toplam katkısı 15 puanı buldu.Bolluk içinde yokluk anlamına gelen King Paradoksu’nu yaşamamak için maliyetlerin henüz üretim aşamasındayken sübvanse edildiği planlı bir model kurulmalı. Ayrıca tarlada ve fabrikada üretimi sırtlayacak, eğitimli ve teknik becerisi yüksek nitelikli işgücü piyasası da hızla regüle edilmeli.TEMEL MESELE ÜRETİM KAPASİTESİNİ FİNANSE ETMEK Dr. Tuğrul Arık-İstanbul Ticaret Üniversitesi İşletme Fakültesi, İktisat Bölümü: Küresel enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, Kızıldeniz hattındaki güvenlik riskleri, İran-İsrail gerilimi ve küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalar üretim maliyetlerini doğrudan etkiledi. Özellikle deniz taşımacılığında sigorta primlerinin yükselmesi, navlun sürelerinin uzaması sanayi üretiminde maliyet baskısı oluşturuyor.Bu noktada Türkiye’nin jeostratejik konumu aynı zamanda önemli bir avantaj da sunuyor. Ticaret Bakanlığı’nın ihracat pazarlarını çeşitlendirecek politikaları ve Orta Koridor projeleri orta vadede ticaret maliyetlerini azaltabilir.Temel mesele tüketim talebinden ziyade üretim kapasitesini finanse etmek olarak görüldüğünde, enerji, lojistik ve hammadde maliyetlerinin azaltılması da kritik önemde. Sanayicinin öngörülebilir enerji maliyetleriyle üretim yapabilmesi, yerli enerji yatırımlarının artırılması ve ulaştırma altyapısının güçlendirilmesi arz yönlü enflasyon baskısını hafifletebilir.Bunun yanında döviz kuru politikası da üretim ve ihracat açısından dikkatle izlenmeli. Son dönemde üretim maliyetleri ile döviz kuru arasındaki makasın açılması, bazı sektörlerde ihracat kârlılığı üzerinde baskı oluşturuyor. Bu nedenle fiyat istikrarı hedefi korunurken, üretim ve ihracat kapasitesini destekleyen dengeli bir kur politikası da gözetilmeli.Bir diğer önemli başlık verimlilik artışı. Dijitalleşme, otomasyon, mesleki eğitim ve nitelikli işgücü yatırımları kısa vadede maliyet gibi görünse de orta vadede birim üretim maliyetlerini düşürerek enflasyonla mücadeleye katkı sunacaktır.Tarımda ise planlı üretim ve tedarik zinciri yönetimi önemli. Depolama, soğuk zincir ve kooperatifleşme altyapısının güçlendirilmesi, gıda enflasyonunun kontrolünde önemli.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adliyehaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.