Anadolu'nun dokuma dili dünyaya anlatılıyor

Kültür Sanat 16.01.2026 - 12:46, Güncelleme: 16.01.2026 - 12:46 101 kez okundu.
 

Anadolu'nun dokuma dili dünyaya anlatılıyor

Kariyerinde Anadolu'nun dört bir yanındaki dokumacılık yapılan köylerden New York'taki galerilere uzanan bir yolculuğa imza atan dokuma sanatçısı Fırat Neziroğlu, geleneksel dokumacılığın, duygu ve hafıza taşıyan bir dil olduğunu dünyaya anlatıyor.
Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü'nden mezun olan Neziroğlu, yüksek lisans ve sanat yeterliliğini de aynı üniversitede tamamladı. Tekstil alanında 29 yıldır çalışmalarını yürüten Neziroğlu, Çukurova Üniversitesi Tekstil Bölümü'nün ilk hocalarından oldu, Bahçeşehir Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümü'nün kurulmasında rol aldı. Londra'dan gelen bir teklifle İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth'in portresini dokuyan Neziroğlu'nun eserleri, Londra, İstanbul, Münih, Paris, İncheon, Washington, Hawaii, New York, Kitakyushu, Şangay, Tenjin, Chonburi, Yeni Delhi, Venice, Buenos Aires, Como, Roma ve Maniago'nun arasında olduğu birçok kentte düzenlenen sergilerde yer aldı. "SAHNEDE SENFONİ EŞLİĞİNDE DE DOKUNMA PERFORMANSLARI YAPIYORUM"Dokuma sanatını bir kültürel bellek ve ifade biçimi olarak ele alan Neziroğlu, sanatının çok yönlülüğünü, geleneksel Anadolu dokumacılığının anlamını ve bu geleneğin uluslararası arenadaki yansımalarını anlattı. Fırat Neziroğlu, sporcu bir aileden gelmesinin dansa olan ilgisini beslediğini, annesinin terzi olmasının ise tekstile yönelmesinde etkili olduğunu belirterek, tarihe olan merakının dokumacılığın kökenlerini ve anlamlarını araştırmasına katkı sağladığını söyledi. Anadolu'yu köy köy gezdiğini dile getiren Neziroğlu, "Hayatım aslında dokuma ve eğitimle geçiyor. Bunun yanında sektöre işler yapıyorum. Dinamik halim bence danstan geliyor. Yani dokuma çok durağan bir eylem. Sadece oturuyoruz 10-11 saat ve bir işin başında bir gün geçiriyoruz. Sahnede opera, senfoni eşliğinde de dokunma performansları yapıyorum." dedi. Anadolu geleneksel kilim motif ve sembollerinin sadece şekillerden ibaret olmadığına işaret ederek yüzeysel anlamlara indirgenmesini eleştiren Neziroğlu, "Avrupa'yı taklit etmeye çalışmak gibi kendimizi de taklit etmeye çalışıyoruz. Anlatmak için önce kendimizi anlamak gerekir. Kilim bir dildir ve kelime kelime okunur. Oradan onu dokuyan kadının duygu durumunu anlarız. Dokuma da tok sesinden gelir. Çünkü dokuma yapan her yerde tok sesleri duyarsınız." diye konuştu. Neziroğlu, bir dokuyucunun duygu durumunun yaptığı kilime yansıdığını belirterek, üzgünken daha sert vurulan kirkitin desenleri basık, mutlu olunduğunda ise daha hafif vuruşların desenleri daha dolgun gösterdiği açıklamasını yaptı. "BENİM DERDİM O DOKUMALARIN İÇİNDEKİ HİKAYEYİ ARAMAK"Geleneksel tekniklerle dokuma yapanların işlerinde modernleştirme çabasının doğru olmadığını ifade eden Fırat Neziroğlu, kilim motiflerinin doğayla kurulan ilişki üzerinden anlam kazandığını vurgulayarak, "Mesela pıtrak, dikenli bir ottur. Yolda yürürken paçaya takılır, çıkarırken insanın canını yakar. Bunu anlatabilmek için önce biz doğayı bileceğiz, taklit edeceğiz ki onu desenlendirebilelim." görüşlerini paylaştı. Neziroğlu, biçime odaklanmanın kültürel derinliği geride bıraktığını ve Anadolu'da özgün formların zamanla terk edildiğine dikkati çekerek, "Bu memleket, özenerek çok iyi İtalyan takımlar yaptı ama Anadolu'nun dede cübbeleri unutuldu. Oysa bu giysilerin son derece müthiş bir formu vardır." ifadelerini kullandı. Türklerin göçebe yaşamının dokuma biçimlerini de belirlediğini dile getiren Neziroğlu, tezgahların toprağa çakılarak kurulduğunu, kumaşın kesilip biçilmeye uygun olmadığını, bu nedenle geometrik desenlerin ortaya çıktığını belirterek, "Yokluktan varlık üretildi. Bugün her şey varken sadece şekle odaklanırsak Anadolu'yu gerçekten anlamış olmayız. Benim derdim o dokumaların içindeki hikayeyi aramak." dedi. DOKUNABİLEN BİR SİSTEM GELİŞTİRDİMNeziroğlu, endüstri ve makineleşmenin el dokumacılığını büyük ölçüde azalttığını, ancak geleneksel yöntemlerle üretim yapmasının kendisini bu alanda nadir kıldığını ve uluslararası düzeyde tanınmasını kolaylaştırdığını söyledi. "İstifa" sergisinin ardından daha görünür olduğunu dile getiren Neziroğlu, "Önce İstanbul, ardından Londra, sonra da New York'tan beni buldular. Aslında ne düşünüyorsak muhakkak üretip ortaya koymak lazım. Ben İzmir'de dünyanın bir köşesinde kendi kendime kimsenin görmeyeceği işler yaparken, ortaya çıktığı için bir anda görünür oldum." şeklinde konuştu. Fırat Neziroğlu, dokumanın çok yavaş bir eylem olduğunu belirterek, bazı bölümleri bilinçli olarak dokumayarak kendine özgü bir dokuma stili geliştirdiğini dile getirdi. Dokumacılığa dair değerlendirmelerde bulunan Neziroğlu, şunları kaydetti: "Dokuma teknik olarak kolay, sabır olarak çok zor. Bu nedenle bazı yerleri dokumayarak, bugün kendi adıma anılan bir dokuma tekniği ortaya çıktı. Hayatım ve tekniğim üzerine ABD, Kanada, Kahire ve Türkiye’de toplam 6 yüksek lisans tezi yazıldı. Genellikle dokumada renkler yatay olarak dokunur, dikey olarak sergilenir ve renklerin arasında boşluk kalmaması hedeflenir. Ben ise iki iplik arasındaki boşlukta, sanki iplik varmış gibi dokunabilen bir sistem geliştirdim. Bu sayede renkler birbirine daha iyi karışıyor ve daha gerçekçi bir görünüm ortaya çıkıyor. İzleyiciyle göz göze gelme hissi veren bu gerçekliği dokumanın içinde arıyorum. Üniversitelerde bu teknik, adımla birlikte anlatılıyor ve artık bir sistem olarak yavaş yavaş oturmuş durumda." "BUNDAN SONRA İLK SERÜVEN NEW YORK"Sanatçı, Türkiye'nin yedi bölgesindeki dokumacılık yapılan köyleri ziyaret ederek, buradaki kadınlarla bilgi paylaştığını ve üretimi desteklediğini anlattı. Dokuma geleneğinin olmadığı yerlere de tezgahlar kurduklarını ve o bölgeye yeni bir kumaş tasarladığını söyleyen Fırat Neziroğlu, zamanla bu üretimlerin geleneksel bir kimlik kazanabileceğini ifade etti. Üretilen kumaşların Türkiye ve Avrupa'da satışa sunulduğu bilgisini veren sanatçı, ABD ve İspanya'da ofisleri bulunan bir şirketin Anadolu kumaşlarını kendi markasıyla pazarlamaya başlayacağını belirterek, bunun Anadolu kadınlarının ekonomik olarak güçlenmesine katkı sağlayacağını dile getirdi. Neziroğlu, İstanbul'daki atölyesinde ücretsiz eğitimler düzenlediğini de belirterek, "Bundan sonra ilk serüven New York. New York'ta dördüncü yılım oldu ve eylül ayında burada olacak yeni bir sergi için hazırlanıyorum. Atölyemde üretim süreci devam ediyor. Türkiye'de çalışmalarımı sergilerde paylaştıktan sonra da ABD'ye göndereceğim." dedi.
Kariyerinde Anadolu'nun dört bir yanındaki dokumacılık yapılan köylerden New York'taki galerilere uzanan bir yolculuğa imza atan dokuma sanatçısı Fırat Neziroğlu, geleneksel dokumacılığın, duygu ve hafıza taşıyan bir dil olduğunu dünyaya anlatıyor.

Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü'nden mezun olan Neziroğlu, yüksek lisans ve sanat yeterliliğini de aynı üniversitede tamamladı. Tekstil alanında 29 yıldır çalışmalarını yürüten Neziroğlu, Çukurova Üniversitesi Tekstil Bölümü'nün ilk hocalarından oldu, Bahçeşehir Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil Bölümü'nün kurulmasında rol aldı. Londra'dan gelen bir teklifle İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth'in portresini dokuyan Neziroğlu'nun eserleri, Londra, İstanbul, Münih, Paris, İncheon, Washington, Hawaii, New York, Kitakyushu, Şangay, Tenjin, Chonburi, Yeni Delhi, Venice, Buenos Aires, Como, Roma ve Maniago'nun arasında olduğu birçok kentte düzenlenen sergilerde yer aldı. "SAHNEDE SENFONİ EŞLİĞİNDE DE DOKUNMA PERFORMANSLARI YAPIYORUM"Dokuma sanatını bir kültürel bellek ve ifade biçimi olarak ele alan Neziroğlu, sanatının çok yönlülüğünü, geleneksel Anadolu dokumacılığının anlamını ve bu geleneğin uluslararası arenadaki yansımalarını anlattı. Fırat Neziroğlu, sporcu bir aileden gelmesinin dansa olan ilgisini beslediğini, annesinin terzi olmasının ise tekstile yönelmesinde etkili olduğunu belirterek, tarihe olan merakının dokumacılığın kökenlerini ve anlamlarını araştırmasına katkı sağladığını söyledi. Anadolu'yu köy köy gezdiğini dile getiren Neziroğlu, "Hayatım aslında dokuma ve eğitimle geçiyor. Bunun yanında sektöre işler yapıyorum. Dinamik halim bence danstan geliyor. Yani dokuma çok durağan bir eylem. Sadece oturuyoruz 10-11 saat ve bir işin başında bir gün geçiriyoruz. Sahnede opera, senfoni eşliğinde de dokunma performansları yapıyorum." dedi. Anadolu geleneksel kilim motif ve sembollerinin sadece şekillerden ibaret olmadığına işaret ederek yüzeysel anlamlara indirgenmesini eleştiren Neziroğlu, "Avrupa'yı taklit etmeye çalışmak gibi kendimizi de taklit etmeye çalışıyoruz. Anlatmak için önce kendimizi anlamak gerekir. Kilim bir dildir ve kelime kelime okunur. Oradan onu dokuyan kadının duygu durumunu anlarız. Dokuma da tok sesinden gelir. Çünkü dokuma yapan her yerde tok sesleri duyarsınız." diye konuştu. Neziroğlu, bir dokuyucunun duygu durumunun yaptığı kilime yansıdığını belirterek, üzgünken daha sert vurulan kirkitin desenleri basık, mutlu olunduğunda ise daha hafif vuruşların desenleri daha dolgun gösterdiği açıklamasını yaptı. "BENİM DERDİM O DOKUMALARIN İÇİNDEKİ HİKAYEYİ ARAMAK"Geleneksel tekniklerle dokuma yapanların işlerinde modernleştirme çabasının doğru olmadığını ifade eden Fırat Neziroğlu, kilim motiflerinin doğayla kurulan ilişki üzerinden anlam kazandığını vurgulayarak, "Mesela pıtrak, dikenli bir ottur. Yolda yürürken paçaya takılır, çıkarırken insanın canını yakar. Bunu anlatabilmek için önce biz doğayı bileceğiz, taklit edeceğiz ki onu desenlendirebilelim." görüşlerini paylaştı. Neziroğlu, biçime odaklanmanın kültürel derinliği geride bıraktığını ve Anadolu'da özgün formların zamanla terk edildiğine dikkati çekerek, "Bu memleket, özenerek çok iyi İtalyan takımlar yaptı ama Anadolu'nun dede cübbeleri unutuldu. Oysa bu giysilerin son derece müthiş bir formu vardır." ifadelerini kullandı. Türklerin göçebe yaşamının dokuma biçimlerini de belirlediğini dile getiren Neziroğlu, tezgahların toprağa çakılarak kurulduğunu, kumaşın kesilip biçilmeye uygun olmadığını, bu nedenle geometrik desenlerin ortaya çıktığını belirterek, "Yokluktan varlık üretildi. Bugün her şey varken sadece şekle odaklanırsak Anadolu'yu gerçekten anlamış olmayız. Benim derdim o dokumaların içindeki hikayeyi aramak." dedi. DOKUNABİLEN BİR SİSTEM GELİŞTİRDİMNeziroğlu, endüstri ve makineleşmenin el dokumacılığını büyük ölçüde azalttığını, ancak geleneksel yöntemlerle üretim yapmasının kendisini bu alanda nadir kıldığını ve uluslararası düzeyde tanınmasını kolaylaştırdığını söyledi. "İstifa" sergisinin ardından daha görünür olduğunu dile getiren Neziroğlu, "Önce İstanbul, ardından Londra, sonra da New York'tan beni buldular. Aslında ne düşünüyorsak muhakkak üretip ortaya koymak lazım. Ben İzmir'de dünyanın bir köşesinde kendi kendime kimsenin görmeyeceği işler yaparken, ortaya çıktığı için bir anda görünür oldum." şeklinde konuştu. Fırat Neziroğlu, dokumanın çok yavaş bir eylem olduğunu belirterek, bazı bölümleri bilinçli olarak dokumayarak kendine özgü bir dokuma stili geliştirdiğini dile getirdi. Dokumacılığa dair değerlendirmelerde bulunan Neziroğlu, şunları kaydetti: "Dokuma teknik olarak kolay, sabır olarak çok zor. Bu nedenle bazı yerleri dokumayarak, bugün kendi adıma anılan bir dokuma tekniği ortaya çıktı. Hayatım ve tekniğim üzerine ABD, Kanada, Kahire ve Türkiye’de toplam 6 yüksek lisans tezi yazıldı. Genellikle dokumada renkler yatay olarak dokunur, dikey olarak sergilenir ve renklerin arasında boşluk kalmaması hedeflenir. Ben ise iki iplik arasındaki boşlukta, sanki iplik varmış gibi dokunabilen bir sistem geliştirdim. Bu sayede renkler birbirine daha iyi karışıyor ve daha gerçekçi bir görünüm ortaya çıkıyor. İzleyiciyle göz göze gelme hissi veren bu gerçekliği dokumanın içinde arıyorum. Üniversitelerde bu teknik, adımla birlikte anlatılıyor ve artık bir sistem olarak yavaş yavaş oturmuş durumda." "BUNDAN SONRA İLK SERÜVEN NEW YORK"Sanatçı, Türkiye'nin yedi bölgesindeki dokumacılık yapılan köyleri ziyaret ederek, buradaki kadınlarla bilgi paylaştığını ve üretimi desteklediğini anlattı. Dokuma geleneğinin olmadığı yerlere de tezgahlar kurduklarını ve o bölgeye yeni bir kumaş tasarladığını söyleyen Fırat Neziroğlu, zamanla bu üretimlerin geleneksel bir kimlik kazanabileceğini ifade etti. Üretilen kumaşların Türkiye ve Avrupa'da satışa sunulduğu bilgisini veren sanatçı, ABD ve İspanya'da ofisleri bulunan bir şirketin Anadolu kumaşlarını kendi markasıyla pazarlamaya başlayacağını belirterek, bunun Anadolu kadınlarının ekonomik olarak güçlenmesine katkı sağlayacağını dile getirdi. Neziroğlu, İstanbul'daki atölyesinde ücretsiz eğitimler düzenlediğini de belirterek, "Bundan sonra ilk serüven New York. New York'ta dördüncü yılım oldu ve eylül ayında burada olacak yeni bir sergi için hazırlanıyorum. Atölyemde üretim süreci devam ediyor. Türkiye'de çalışmalarımı sergilerde paylaştıktan sonra da ABD'ye göndereceğim." dedi.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adliyehaber.com.tr sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.