Güvenlik çağında Türk sanayisinin dönüşümü! Prof. Dr. Kerem Alkin yazdı...
Savaşlar, enerji krizleri ve teknolojik rekabetin damga vurduğu yeni küresel düzende sanayi, artık yalnızca büyümenin değil, aynı zamanda ulusal güvenliğin ve stratejik bağımsızlığın da ana taşıyıcısı haline geldi. İstanbul Ticaret Gazetesi yazarı Prof. Dr. Kerem Alkin, bu haftaki yazısında "güvenlik çağı" olarak tanımladığı bu yeni dönemde, Türk sanayisinin geçirmesi gereken yapısal dönüşümü kaleme aldı.Prof. Dr. Kerem Alkin'in bu haftaki yazısı şöyle:Güvenlik çağında Türk sanayisinin dönüşümü!Küresel ekonominin bir güvenlik alanına dönüştüğü bu yeni dönemde, sanayi artık yalnızca büyümenin değil; istikrarın, bağımsızlığın ve stratejik kapasitenin de ana taşıyıcısı haline gelmiş durumda. Küresel virüs salgını ile başlayan arz şokları, savaşlarla derinleşen enerji ve gıda krizleri ve teknolojik rekabet, sanayinin dayanıklılığını ulusal güvenliğin asli unsurlarından biri haline getirdi. Bu nedenle Türkiye için sanayi politikası artık yalnızca verimlilik ve ihracat başlığıyla değil, doğrudan stratejik bir mesele olarak ele alınmalı.Türkiye, güçlü üretim geleneği, geniş iç pazarı ve bölgesel konumu sayesinde bu dönüşüm için önemli bir potansiyele sahiptir. Ancak bu potansiyelin hayata geçmesi, sanayinin yapısal olarak yeni bir evreye taşınmasını gerektiriyor: Daha inovatif, daha dijital, daha ihtisaslaşmış ve daha dayanıklı bir sanayi yapısına geçiş.OSB’LER YENİDEN KURGULANMALIBu dönüşümün ilk ayağı, organize sanayi bölgelerinin (OSB) yeniden kurgulanmasıdır. OSB’ler artık yalnızca arsa tahsis edilen üretim alanları değil; teknoloji, eğitim, lojistik ve enerji altyapısıyla entegre ihtisas merkezlerine dönüşüyor, dönüşmelidir. Savunma, elektronik, biyoteknoloji, batarya, kimya ve makina gibi alanlarda tematik OSB’lerin sayısının artırılması; firmaların aynı ekosistem içinde bilgi, tedarik ve uzman işgücünü paylaşmasını da sağlar. Bu da hem maliyetleri düşürür hem de inovasyon hızını artırır.İkinci ayak, üretim maliyetlerinin yapısal olarak iyileştirilmesidir. Türk sanayisinin rekabet gücü bugün büyük ölçüde enerji, hammadde ve finansman maliyetlerine bağlı. Enerjide uzun vadeli ve öngörülebilir fiyatlama, sanayide maliyet şoklarını sınırlayacak. Yenilenebilir enerji yatırımlarının OSB ölçeğinde teşvik edilmesi, çatı GES, depolama ve verimlilik projelerinin desteklenmesi sanayiye hem maliyet hem de karbon avantajı kazandırır.Hammadde ve ara malında yerlileştirme, sanayi dayanıklılığının en kritik başlıklarından biridir. Petrokimya, elektronik bileşenler, makina parçaları ve ilaç etken maddelerinde yerli üretimin artırılması; hem cari açığı düşürür hem de küresel tedarik şoklarına karşı koruma sağlar.İŞGÜCÜ VE BECERİ DÖNÜŞÜMÜÜçüncü ayak, işgücü ve beceri dönüşümüdür. Dijitalleşmiş sanayi, klasik mavi yakadan çok mekatronik, yazılım, veri analizi ve bakım mühendisliği gibi yeni profillere ihtiyaç duyar. Meslek liseleri, meslek yüksekokulları ve OSB’ler arasında kurulan eşleşmelerle sanayiye özel beceri programları oluşturulmalı; yaşam boyu öğrenme sistemi sanayiyle bütünleştirilmeli.Dördüncü ayak, finansmana erişimin niteliğidir. Sanayi için mesele sadece kredi bulmak değil; uzun vadeli, uygun maliyetli ve dönüşüm odaklı finansmana erişebilmektir. Yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve teknoloji yatırımları için proje bazlı finansman modelleri, kalkınma bankacılığı ve bilhassa sermaye piyasamız daha etkin kullanılmalı.DİJİTAL ALTYAPI VE VERİ EGEMENLİĞİSon bir nokta, dijital altyapı ve veri egemenliği sanayi dayanıklılığının ayrılmaz parçası haline geldiğinin farkındayız. OSB’lerde ortak veri merkezleri, siber güvenlik altyapısı ve üretim izleme sistemleri kurulması da sanayimizi hem daha verimli hem de daha güvenli kılacaktır.Türkiye için sanayi politikası artık sadece üretimi artırmak değil; üretimi güvenli, sürdürülebilir ve stratejik kılmaya odaklanmalı. İhtisaslaşmış OSB’ler, düşük maliyetli ve öngörülebilir enerji, yerlileşmiş tedarik zincirleri, nitelikli işgücü ve uzun vadeli finansman bu yeni mimarinin temel taşlarını oluşturacak.Güvenlik çağında güçlü ülke olmak, güçlü sanayiye sahip olmaktan geçiyor. ABD ve AB’nin yeniden sanayilerini güçlendirecek yasal düzenlemelere hız vermelerinin ardındaki temel gerçek de budur. Çünkü güçlü sanayi, artık sadece daha çok üreten değil; daha akıllı, daha dayanıklı ve daha bağımsız üreten sanayidir.