Fizikte ezber bozan değişim: Solucan delikleri 'zaman aynası' olabilir

On yıllardır teorik fizikçilerin ve bilim kurgu yazarlarının hayal gücünü süsleyen ‘solucan delikleri’ kavramı, yeni bir araştırmayla bambaşka bir boyuta taşındı. Bugüne kadar galaksiler arasında, hatta zamanda yolculuk yapmaya olanak tanıyan gizemli tüneller olarak tasvir edilen bu yapılar hakkında bildiklerimiz yanlış olabilir. Yayımlanan yeni bir çalışma, fiziğin en ünlü kavramlarından biri olan Einstein-Rosen köprüsünün aslında seyahatle ilgili olmadığını, bunun yerine zamanın kendisine tutulmuş ‘gizli bir ayna’ olabileceğini savunuyor. Bu teori, yerçekimini kuantum mekaniğiyle uzlaştırma ve Büyük Patlama'nın (Big Bang) doğasını anlama konusunda devrim niteliğinde bir bakış açısı sunuyor. EINSTEIN-ROSEN KÖPRÜSÜNÜN ASLIAlbert Einstein ve Nathan Rosen, 1935 yılında bu kavramı ortaya attıklarında amaçları kozmik otoyollar inşa etmek değildi. İkili, parçacıkların ve yerçekiminin birlikte nasıl tanımlanabileceğine dair matematiksel bir sorunu çözmeye çalışıyordu. Onların ‘köprüsü’, uzay-zamanın iki simetrik kopyasını birbirine bağlayan matematiksel bir yapıydı. Ancak yıllar içinde bu fikir popüler kültürde ‘solucan deliği’ olarak evrildi. Oysa detaylı hesaplamalar, bu tünellerin içinden hiçbir şey geçemeyecek kadar hızlı çöktüğünü gösteriyordu. Yeni çalışma, Einstein ve Rosen'in orijinal problemine geri dönüyor. Yazarlar, Einstein-Rosen (ER) köprülerinin klasik solucan delikleriyle ilgili olmadığını, eğri uzay-zamanda kuantum alan teorisinin birleşik bir tanımını sunduğunu belirtiyor. ZAMANIN ÇİFT YÖNLÜ AKIŞIAraştırmacılara göre, mikroskobik düzeyde ve kara deliklerin yakınında zamanın sadece ileri aktığı görüşü eksik kalıyor. Tam bir kuantum tanımı iki bileşen gerektiriyor: Biri zamanın ileri aktığı, diğeri ise ayna gibi geriye doğru aktığı bir düzlem. Bu perspektife göre Einstein-Rosen köprüsü uzayda bir tünel değil, zamanın bu iki zıt oku arasındaki matematiksel bir bağlantı olarak tanımlanıyor. KARA DELİK PARADOKSU ÇÖZÜLÜYORYeni teori, Stephen Hawking'in 1970'lerde ortaya attığı ve fiziğin en büyük çıkmazlarından biri olan ‘Kara Delik Bilgi Paradoksu’na da çözüm öneriyor. Hawking, kara deliklerin radyasyon yayarak buharlaştığını ve yuttuğu bilgiyi yok ettiğini öne sürmüştü. Ancak bu, kuantum mekaniğinin ‘bilgi asla kaybolmaz’ ilkesine aykırıydı. Yeni çerçevede ise bilgi olay ufkunda yok olmuyor. Bunun yerine, kuantum durumunun ayna tarafında, zamanın tersine aktığı bileşen boyunca evrimleşmeye devam ediyor. Yani bilgi bizim bakış açımızdan kaybolsa da temel düzeyde korunuyor. BÜYÜK PATLAMA YERİNE ‘KUANTUM SIÇRAMASI’Teorinin en çarpıcı sonuçlarından biri de evrenin oluşumuna dair. Eğer bu ‘zaman aynası’ yapısı tüm evrene uygulanırsa, Büyük Patlama zamanın mutlak başlangıcı olmayabilir. Bunun yerine, daralan bir evren ile genişleyen bir evren arasındaki ‘kuantum sıçraması’ olabilir. Bu senaryoda, evrenimiz önceki bir kozmosta oluşan bir kara deliğin içi olabilir. Sıçrama öncesi evrenin kalıntıları ise bugün ‘karanlık madde’ olarak adlandırdığımız gizemli yapının bir kısmını açıklayabilir. Araştırmacılar, bu teorinin henüz matematiksel bir çerçeve olduğunu ve bilim kurgudaki gibi zaman makinelerini öngörmediğini vurguluyor. Ancak çalışma, kuantum teorisi ile kozmolojiyi birleştirme yolunda atılmış cesur bir adım olarak nitelendiriliyor.